Yani, rububiyetin saltanatı, nasıl ki ubudiyeti ve itaati ister; rububiyetin kudsiyeti, paklığı dahi ister ki, abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbini bütün nekaisten pak ve müberra ve ehl-i dalâletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarrâ olduğunu tesbih ile سُبْحَانَ اللّٰهِ ile ilân etsin.
Hem de rububiyetin kemâl-i kudreti dahi ister ki, abd, kendi zaafını ve mahlukatın aczini görmekle kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde اَللّٰهُ اَكْبَرُ deyip, huzû ile rükûa gidip, ona iltica ve tevekkül etsin.
Hem rububiyetin nihayetsiz hazine-i rahmeti de ister ki, abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyacatını suâl ve dua lisanıyla izhar ve Rabbinin ihsan ve in'âmâtını şükür ve sena ile ve اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ile ilân etsin.
Demek, namazın ef'âl ve akvali, bu manaları tazammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlâhîden vaz' edilmişler.
Nasıl ki insan, şu âlem-i kebîrin bir misal-i musağğarıdır. Ve Fatiha-i Şerife şu Kur'an-ı Azîmüşşan'ın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi, bütün ibâdâtın envâını şamil bir fihriste-i nuraniyedir. Ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.
Nasıl ki haftalık bir saatin saniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri birbirine bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de, Cenab-ı Hakk'ın bir saat-i kübrası olan şu âlem-i dünyanın sâniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deveranı ve dakikaları sayan seneler ve saatleri sayan tabakat-ı ömr-ü insan ve günleri sayan edvar-ı ömr-ü âlem birbirine bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmündedirler ve birbirini hatırlatırlar.
• Meselâ fecir zamanı –tulûa kadar– evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı madere düştüğü âvânına, hem semavat ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuunat-ı İlâhiyeyi ihtar eder.
• Zuhr zamanı ise yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemaline, hem ömr-ü dünyadaki hilkat-ı insan devrine benzer ve işaret eder. Ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyuzat-ı nimeti hatırlatır.
• Asr zamanı ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem âhirzaman Peygamberinin (Aleyhissalâtü Vesselâm) Asr-ı Saadetine benzer. Ve onlardaki şuunat-ı İlâhiyeyi ve in'âmât-ı Rahmaniyeyi ihtar eder.