müttefikan haber veriyorlar ve mükerreren pek kuvvetli vaad ve pek şiddetli tehdit eder, naklederler.
Hulfü’l-vaad ise hem zillet, hem tezellüldür. Hiçbir cihetle celal-i kudsiyetine yanaşamaz. Hulfü’l-vaîd ise ya aftan, ya aczden gelir. Halbuki küfür; cinayet-i mutlakadır,(HAŞİYE) affa kabil değil. Kadîr-i Mutlak ise, acizden münezzeh ve mukaddestir.
Şahidler, muhbirler ise, mesleklerinde, meşreblerinde, mezheplerinde muhtelif oldukları halde, kemâl-i ittifak ile şu meselenin esasında müttehiddirler. Kesretçe tevatür derecesindedirler; keyfiyetçe icma kuvvetindedirler; mevkice her biri nev-i beşerin bir yıldızı, bir taifenin gözü, bir milletin azizidirler; ehemmiyetçe şu meselede hem ehl-i ihtisas, hem ehl-i ispattırlar. Halbuki bir fende veya bir san'atta iki ehl-i ihtisas, binler başkalardan müreccahtırlar ve ihbarda iki müsbit, binler nâfîlere tercih edilir. Meselâ, Ramazan hilâlinin sübutunu ihbar eden iki adam, binler münkirlerin inkârlarını hiçe atarlar.
Elhasıl, dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dava, daha zâhir bir hakikat olamaz. Demek, şüphesiz dünya bir mezraadır; mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir.
Bâb-ı hikmet, inayet, rahmet, adalettir; ism-i Hakîm, Kerîm, Âdil, Rahîm'in cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki, şu bekasız misafirhane-i dünyada ve şu devamsız meydan-ı imtihanda ve şu sebatsız teşhirgâh-ı arzda bu derece bâhir bir hikmet, bu derece zâhir bir inayet ve bu derece kahir bir adalet ve bu derece vâsi bir merhametin âsârını gösteren Mâlikü’l-Mülk-ü Zülcelal'in daire-i memleketinde ve âlem-i mülk ve melekûtunda daimî meskenler, ebedî sakinler, bâki makamlar, mukim mahluklar bulunmayıp şu görünen hikmet, inayet, adalet, merhametin hakikatleri hiçe insin?
_______________
HAŞİYE: Evet, küfür mevcudatın kıymetini ıskat ve manasızlıkla ittiham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat âyinelerinde cilve-i esmayı inkâr olduğundan, bütün esma-i İlâhiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdaniyete olan şehadetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkata karşı bir tekzip olduğundan, istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlukatın ve bütün esma-i İlâhiyenin hukukuna bir tecavüzdür.
İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği, küfrün adem-i affını iktiza eder. (*)اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ şu manayı ifade eder.
(*) Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür. (Lokman Suresi: 13.)