şehadet edip, ispat ederler. Çünkü Kur'ân’ın hemen üçten birisi haşirdir ve ekser kısa surelerinin başlarında gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir. Sarîhan ve işareten binler âyâtıyla aynı hakikati haber verir, ispat eder, gösterir. Meselâ:
(1) اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
(2) يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ
(3) اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا
(4) اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ
(5) اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْ
(6) عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَ
(7) هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِ
gibi otuz kırk surelerin başlarında bütün kat'iyetiyle, hakikat-ı haşriyeyi kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikati olduğunu göstermekle beraber, sair ayetler dahi o hakikatin çeşit çeşit delillerini beyan edip ikna eder.
Acaba bir tek ayetin bir tek işareti, gözümüz önünde ulûm-u İslâmiyede müteaddid ilmî ve kevnî hakikatleri meyve veren bir kitabın böyle şehadetleriyle ve davaları ile, güneş gibi zuhur eden iman-ı haşrî hakikatsiz olması, güneşin inkârı, belki kâinatın ademi gibi, hiçbir cihet-i imkânı var mı? Ve yüz derece muhal ve bâtıl olmaz mı?
Acaba bir sultanın bir tek işareti yalan olmamak için bazen bir ordu hareket edip çarpıştığı halde, o pek ciddî ve izzetli sultanın binler sözleri ve vaadleri ve tehditlerini yalan çıkarmak, hiçbir cihette kabil midir? Ve hakikatsiz olmak mümkün müdür?
Acaba on üç asırda, fâsılasız olarak hadsiz ruhlara, akıllara, kalplere, nefislere hak ve hakikat dairesinde hükmeden, terbiye eden, idare eden bu manevî Sultan-ı Zîşan'ın bir tek işareti, böyle bir hakikati ispat etmeye kâfi iken, binler tasrihat ile bu hakikat-i haşriyeyi gösterip ispat ettikten sonra, o hakikati tanımayan bir echel ahmak için Cehennem azabı lâzım gelmez mi? Ve ayn-ı adalet olmaz mı?
Hem birer zamana ve birer devre hükmeden bütün semavî suhuflar ve mukaddes kitaplar dahi, bütün istikbale ve umum zamanlara hükümran olan Kur’ân’ın tafsilatla, izahatla, tekrar ile beyan ve ispat ettiği hakikat-ı haşriyeyi, asırlarına ve zamanlarına göre, o hakikati kat'î kabul ile beraber, tafsilatsız ve perdeli ve muhtasar bir surette beyan, fakat kuvvetli bir tarzda iddia ve ispatları, Kur’ân’ın davasını binler imza ile tasdik ederler.
_______________
1. Güneş dürülüp toplandığında. (Tekvir Suresi: 1.)
2. Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Kıyamet gününün zelzelesi, muhakkak ki pek büyük bir şeydir. (Hac Suresi: 1.)
3. Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. (Zilzal Suresi: 1.)
4. Gök yarıldığı zaman. (İnfitar Suresi: 1.)
5. Gök yarıldığında. (İnşikak Suresi: 1.)
6. Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar? (Nebe Suresi: 1.)
7. Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi? (Gaşiye Suresi: 1.)