Sonra o Ganiyy-i Mutlak'ın servetinin çokluğunu ve rahmetinin genişliğini göstermesine karşı, fakr ve hâcetlerini izhar edip, dua edip, istemekle mukabele edip, (1) وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ dediler.

Sonra, o Sâni-i Zülcelal'in kendi san'atının latîflerini, harikalarını, antikalarını, sergilerle teşhirgâh-ı enâmda neşrine karşı (2) مَاشَاءَ اللّٰهُ deyip takdir ederek, “Ne güzel yapılmış!” deyip istihsan ederek, (3) بَارَكَ اللّٰهُ deyip müşahede etmek, (4) اٰمَنَّا deyip şehadet etmek, "Geliniz, bakınız! –hayran olarak– (5) حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ deyip herkesi şahid tutmakla mukabele ettiler. Hem o Sultan-ı Ezel ve Ebed, kâinatın aktarında kendi rububiyetinin saltanatını ilânına ve vahdaniyetinin izharına karşı tevhid ve tasdik edip (6) سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا diyerek, itaat ve inkıyad ile mukabele ettiler.

Sonra, o Rabbü’l-Âlemîn'in ulûhiyetinin izharına karşı, zaaf içinde aczlerini, ihtiyaç içinde fakrlarını ilândan ibaret olan ubudiyet ile ve ubudiyetin hülâsası olan namaz ile mukabele ettiler.

Daha bunlar gibi, gûnagûn ubudiyet vazifeleriyle şu dâr-ı dünya denilen mescid-i kebîrinde fariza-i ömürlerini ve vazife-i hayatlarını eda edip, ahsen-i takvim suretini aldılar, bütün mahlukat üstünde bir mertebeye çıktılar ki; yümn-ü iman ile emn-i emanet ile mücehhez emin bir halife-i arz oldular.

Ve şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra, onların Rabb-i Kerîm'i onları, imanlarına mükâfat olarak saadet-i ebediyeye ve İslâmiyetlerine ücret olarak dârüsselâma davet ederek, öyle bir ikram etti ve eder ki, hiç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere hutur etmemiş derecede parlak bir tarzda rahmetine mazhar etti ve onlara ebediyet ve beka verdi. Çünkü ebedî ve sermedî olan bir cemalin seyirci müştakı ve âyinedar âşığı, elbette bâki kalıp ebede gidecektir.

İşte Kur'ân şakirdlerinin akıbetleri böyledir. Cenab-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, âmin.

_______________

1. Ancak Senden yardım isteriz. (Fatiha Suresi: 5.)

2. Allah dilemiş, ne güzel yaratmış!

3. Allah dilemiş, ne mübarek yaratmış!

4. İnandık, tasdik ettik.

5. Kurtuluşa gelin.

6. İşittik ve itaat ettik. (Bakara Suresi: 285; Nisâ Suresi: 46; Maide Suresi: 7; Nur Suresi: 51.)